radyoyansima (erdek) ,   Zeynep ve Eda hanım istekler proğramı salı akşamı Başlıyor ve hafta içi hergün 20:00 ile 22:00 saatleri arasında sizlerle birlikte olacaktır.bilgilerinize sunulur....    |           Eda meral (Erdek) ,   Selam istek aliyormusunuz...    |           Zeynep (Balikesirerdek) ,   Selamlar ben zeynep tanrimi calarsanizsevinirim mahir bey lutfenzehra arkadasima gitsin ve esime gitsin sarki ...    |           Radyo Yansima (Balıkesir / Erdek) ,   Radyonuz Yansımada 7'den 70'e Haftalık Yayın Kuşaklarımız Her Hafta Güncel Olarak Sizlerin Karşısında Olmaya Devam Ediyor. .Bundan Böyle Hergün Sizlerle Birlikteyiz.İyi Seyirler.Takipte Kal....    |           Radyo Yansima (Balıkesir / Erdek) ,   Radyonuz Yansımada 7'den 70'e Haftalık Yayın Kuşaklarımız Değişmiştir. Bundan Böyle Hergün Yayın Kuşaklarımızla Sizlerle Birlikteyiz.İyi Seyirler.Takipte Kal....    |           Radyo Yansima (Balıkesir / Erdek) ,   Radyonuz Yansımada Haftalık Yayın Kuşaklarıyla Bundan Böyle Hergün Sizlerle Birlikteyiz.İyi Seyirler.Takipte Kal....    |           Radyo Yansima (Balıkesir / Erdek) ,   Radyo Yansımada Hergün 19:30 İle 09:00 Saatleri Arasında Geçmişten Günümüze Arabesk ve Türkülerle Sizlerle Birlikte Olmaya Devam Ediyoruz.Bu Güzel Müzik Ziyafetini Kaçırmayınız....    |         
Kullanıcı:    Parola:    Üye Ol   Şifremi Unuttum  
 
 
 

Ruhi Su’nun sesi Grup Yorum’la yarınlara uzanıyor!


O güzel sesleri ile hayatımıza bu albümü katan Yorum’a bin selam… Özellikle şu günlerde taze kan oldular bünyemize… Müzikten beslenen ruhumuzu yenilediler…

Ruhi Su… Anadolu sesli adam. Sesini duyduğunuzda yaslanacak güvenli bir dağ , gölgesinde dinlenebileceğiniz bir çınar, çınarın dallarında oradan oraya özgürce uçan kuşlar, dağ ve çınarın kenarından geçen çağıl çağıl çağlayan dere gibi hissedersiniz kendinizi…

Tüm bu baskılara, engellemelere ve yasaklara rağmen, 1985’ten bu yana kasetleri kurşunlanan, şarkıları yasaklanan, CD’leri kırılan, bağlamalarından parmak izi alınan, gitarları parçalanan, konserleri yasaklanan, keman tutan elleri  kırılmaya çalışılan, ezilen  tüm halkların sesi olan Grup Yorum…

Onlar sesini kısmaya çalıştıkça daha çok haykıran  30 yıldır direnen Grup Yorum “Dünden Yarına Ustalarımız - Ruhi Su” albümü ile yeniden karşımızda…

Bu ortamda üretmenin zorluğunu tahmin edersiniz buna karşın ortaya çıkan eser hakkında naçizane fikrim: bıkmadan dinleyeceğiniz  bir albüm çalışması olmuş… Enstrümanlar, sesler, vokaller parça seçimlerinin uyumlu bir biçimde ilerlediği albümde, asıl özünden beslenerek, yeniden düzenlenmiş türkülerimizi  hikâyeleriyle beraber anlatmaya çalıştımç

O güzel sesleri ile hayatımıza bu albümü katan Yorum’a bin selam… Özellikle şu günlerde taze kan oldular bünyemize… Müzikten beslenen ruhumuzu yenilediler… İyi  ki  varlar!..

Albümde yer alan parçalar

Ezgili Yürek müziğiyle başlıyor albüm… Tanıyoruz müziği… Tanıyoruz bu melodiyi…

Giriyor kanımıza bu tını… Tüm hücre çeperlerimizi sarıp sarmalıyor derken üstad  Ruhi Su’nun sesi çalınıyor kulaklarımıza…

“hangi taşı kaldırsam

anamla babam

hangi dala uzansam

hısım akrabam

ne güzel bir dünya bu

iyi ki geldim

süt dolu bir torbayla

şöylece çıkageldim

kime elimi verdimse

döndürüp yüzümü baktımsa

kısmet kapıyı çaldı

kör pınara su geldi

ben şakıyıp durdukça öyle

gülün kokusu geldi

bebesi olmayana

bunalıp da kalmışa

acılarla yüklü

dargın yüreklere

yetiştim geldim

iyi ki geldim…“

İyi  ki geldim dedikten sonra , iyi gelmişsin be usta diyoruz hep birlikte sessiz korolar halinde.

Aydost (Avşar Elleri)

Ruhi Su ustanın sular seller gibi çağıl çağıl yorumladığı bu Dadaloğlu koçaklamasının üzerine Yorum’un korosu eşsiz bir güzellik katmış… Bu denli büyük ustaların sesinden ses alan Yorum bu avşar bozlağına yeniden cansuyu olmuş.

Bu bozlağı yorumlayanlardan biri vardır ki onu da anmadan geçemeyeceğim; Muharrem Ertaş.

Kalan Müzik’ten yayınlanan albüm içeriğinde şöyle bir hikaye var;

Seferberlik zamanı köylü gençler artık savaştan o kadar bıkmışlardır ki, askerden kaçmaya başlamışlardır. Devlet - zabitler köy köy dolaşıp askerlik çağındakileri toplamaya gittiğinde köyde yaşlılar ve çocuklardan başka kimseyi bulamaz hale gelmiş durumda çaresiz. Askerlik çok uzun , giden ya gelmiyor ya da 10 sene sonra dönüyor, bakıyor ki  yavuklusu evlenmiş, ana babası ölmüş.

İç  Anadolu’da zabitler öyle bir yöntem buluyorlar ki, dağlara kaçan bu gençleri patır patır dağlardan aşağı çekip teker teker askere alıyorlar.

Nasıl mı? Muharrem Ertaş sayesinde… Sesi o kadar gür ve güzel ki, zabitler onu köy meydanına bırakıp türkü söylemesini istiyorlar. Yankılanan sesi duyan dağdakiler teker teker o  gür ve güzel sese koşuyorlar. Tabi onlar indikçe yakalanıp askere alınıyorlar.

Baladız Ağıdı

1946 yaz ayı… Isparta’ya bağlı Baladız köyü… Köyün ağası Abdullah Demiralay… Köylüye bir mezar yerlik toprak parçası vermeyen, yetiştirdiği ürünü elinden almaya çalışan zalim Abdullah Ağa..

Köylü bıkmış, köylü yorulmuş, köylü yılmış…  Ağanın baskısı, sömürüsü köylüyü en sonunda isyan ettirir. Meydana toplanan köylüden kaçmaya çalışan ağa kaçamayacağını anlayınca,  hakkını arayan köylüye silahını çeker ve silahsız köylüyü yaralar. Köylüler birleşip ağayı kendi konağının önünde öldürürler. Jandarma gelip kadın erkek çocuk ayırt etmeksizin köylüyü toplar.  Köyün erkekleri cezaevine girer,  köyün kadınları ve çocukları perişan olur… Ruhi Su da, ağaya başkaldıran köylünün haklı isyanından etkilenip  Baladız Ağıdı’nı kaleme alır..

Günümüzün modern ağalarına örnek olası olan bu ağıdı, halkın  grubu Yorum sömürülen, hakkı yenen köylüler için yeniden, en iyi şekilde seslendirmiş…

Zeybek ve Yörük

Bu türküyle dağları kekik kokan Ege’ye götürüyor Grup Yorum bizleri… Efeler diyarına…

Peki  kimdir bu Zeybekler?..  17.yüzyılda Celali İsyanları döneminde dağ yollarını korumak için başları sarıklı, ayakları çarıklı dağ savaşçılarıdır. 1923’te çıkan genel aftan sonra devletle olan çatışmalarını sona erdirip tüfeklerini duvarlarına asıp çiftliklerinin başına geçmişlerdir.

Ruhi Su’nun 1981 senesinde Zeybekler albümünde seslendirdiği bu parçanın bir de öndeyişi vardır

kimileri zeybekler için:
“eski bir halkın kalıntısıdır” dedi.
kimileri:
“selçukluların kurduğu bir örgüttü” dedi.
kimileri “osmanlıydı”,
kimileri de “korsandı” dedi.
kendilerine sorarsanız:
- bu dağların sahibi kim?
- emmim.
- yiğit kime derler?
- sözünde durana
- insan bu dünyaya niçin gelir?
- ölmek için
- şeytana inanır mısın?
- yardımcımızdır, derler törelerinde.
böylece arkalarında kimi zaman ürpertici,
kimi zaman özendirici,
kuvayi milliyeci, beratlı, madalyalı, bir sürü söylence bırakıp giden bu adamları bir de türkülerden dinleyin…

Grup Yorum’un efelerin şanına yakışır şekilde pek coşkulu seslendirdiği bu parça Ege halkına daha yanık gelecektir… Egeli olmayana ise özendirici…

Ellerinde Pankartlar

1 Mayıs 1977 baharında kana bulanan pazar gününde yürüyen gençler için Ruhi Su’nun kaleminden çıkan bu marş bugüne ulaşmış, dillere pelesenk olmuştur. Gezi isyanında günümüze uyarlanan türkünün sözleri çapulcular tarafından şu şekilde değiştirilerek Ruhi Su’ya selam gönderilmişti.

“ellerinde pankartlar

ellerinde pankartlar

devrimci bu çocuklar

devrimci bu çocuklar

gazi’den gülsuyu’na

çıkıyor bu çocuklar…

berkin’in hesabını

soruyor bu çocuklar…”

Şimdi de Yorum, aynı coşkuyla yarına taşıyor bu marşı.

Bu nasıl İstanbul

1951 tevkifatında Ankara’da gözaltına alınan Ruhi Su, tutuklanır  ve İstanbul’a işkencehaneleri ve tabutluk denilen hücreleriyle ünlü Sansaryan Han‘a getirilir. Altından lağım akan, pislik içinde, farelerle dolu bir hücreye kapatılır. Bir süre sonra buradan alınır, içinde bir insanın ancak ayakta durabileceği büyüklükte olan tabutluk hücresine verilir.

Bu duruma isyan eden Ruhi Su da “Bu nasıl İstanbul her tarafı zindan içinde” diye haykırarak ona hep güzel anlatılan İstanbul’a atıfta bulunmuştur… Yattığımız yerlerde güller bitecekdüşleriyle daracık bir alanda umutlarını tüketmemiştir…

Bu acıyı, bu umudu bu kez Yorum’dan dinliyoruz.

Mahsus Mahal

1950 baharı… Sıdıka hanım… Ruhi Su’nun beyaz güvercini… Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde başlayan arkadaşlıkları aşka dönüşür. Türküleri, şiirleri, şarkıları paylaşan iki insan aşkı da paylaşır.

TKP üyelikleri nedeniyle cezaevi günleri başlar. Önce Sıdıka Hanım fakülteden alınır sonra Ruhi Su. Tutuklanırlar… Bu türküyü artıp eksilmediğimiz dediği zindanda Sıdıka Hanım’a yazan Ruhi su ona hep şöyle seslenir..

“Dirliğim düzenim umudum canım

Solum sol tarafım dinim İmanım

Benim beyaz unum ak güvercinim”

Ruhi Su’nun umudu Sıdıka Hanım,  Seval Deniz Karahaliloğlu ile yaptığı bir röportajda durumu sonradan  şöyle anlatacaktır;

- Eşiniz Ruhi Su ile birlikte acılar, hapislikler ve direnişle örülü destansı bir birliktelik yaşadınız. Ruhi Su ile nasıl tanıştınız?

Sıdıka Su: 1945- 46 yıllarında ben Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde felsefe öğrencisiydim. Ben eşim Ruhi Su’yu tanımadan önce, sesi ile tanıştım. 1943 ile 45 yılları arasında ailece, annem ve ağabeylerimle beraber evde radyonun başına geçer,  Ruhi Su’nun radyo programında söylediği türküleri dinlerdik. Annem Ruhi Su’nun sesini ve söylediği türküleri çok severdi. O dönem, Ruhi Su hem Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde solist sanatçı olarak çalışıyor hem de radyo programları yapıyordu. Operada çalışırken ziraat mühendisi olan en büyük ağabeyim Nemci Umut’la tanışmışlar, arkadaş olmuşlar. Ruhi Su’yu ağabeyimin anlattıklarından biliyordum. Ben aslen Sivaslıyım ve Bursa Lisesi mezunuyum. Sonra Ankara’ya taşındık. O zamanlar Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin bir korosu vardı. Ben müziği ve türküleri çocukluğumdan beri çok sevdiğim için o koroya girdim. Ruhi Su da o koronun şefiydi. Çok soğuk bir kış günü, Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Ulus’a giderken bir vesileyle yolda tanıştık. Arkadaş grubuyla kaldığımız yurda doğru gidiyoruz. Ruhi Su ağzını burnunu atkıyla sıkıca örtmüş, hiç konuşmuyor. “Sizin türkülerinizi dinledim” demek istiyorum ama Ruhi Su’nun sesi hiç çıkmıyor. Arkadaşlar aramızda konuşuyoruz o hiç konuşmalara katılmıyor. O sıralarda da Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde solist sanatçı olarak operalarda söylüyor. Bizi yurdumuza kadar bıraktı. Ayrılırken de “kusura bakmayın sizinle konuşamadım çünkü akşam temsilim var, sesimi korumam lazım” dedi.

- Daha sonra, arkadaşlığınız nasıl devam etti?

Sıdıka Su:  Ruhi Su ile arkadaşlığımız böyle başladı. Ruhi Su ileri görüşlü bir insandı. Her ikimiz de verici insanlarız. Ruhi Su insancıl, sosyalist bir adamdı. Türküyü çok seviyordu. Ben de öyle. Ben hala türkü söylüyorum. (Burada yüzü aydınlanıyor ve gülüyor.) Ailelerimiz de çok uyumluydu. Ailem annem, ağabeylerim ilerici insanlardı. Dolayısıyla çok iyi anlaştık.

- Evlenmeniz de çok sıra dışıydı değil mi?

Sıdıka Su: Arkadaşlığımız zamanla ilerledi. Beş yıl kadar arkadaşlık ettik ama evlenme konusunda kararsızdık. Çünkü ikimiz de TKP (Türkiye Komünist Partisi) üyesiydik. Bunu gizlediğimiz için ilk başlarda birbirimize bile söylememiştik. Sonra, partiye gittiğimizde birbirimizin TKP üyesi olduğunu orada karşılaşınca anladık. O zamanlar, TKP üyesi olmak yasaktı. Biz de bunu kimseye söylemiyor, herkesten saklıyorduk. Bu nedenle, hapse gireceğimizi de biliyorduk. Düşündüğümüz gibi oldu. Beş yıla mahkum olduk. İstanbul Merkez Komutanlığı, Askeri Harbiye Cezaevi’nde yattık. Uzun süre, hapishanede gizlice mektuplaştık. Sonra, 1954 yılında cezaevinde nikahlandık. Nikah şahidimiz Behice Boran ve eşi Nevzat Hatko’ydu. Bir astsubay kanalıyla, Rumeli Caddesi’ndeki Hükümet Konağı’nda bir Cumartesi günü nikahımız kıyıldı. Astsubay ve iki jandarma eriyle birlikte nikah için dışarı çıktık. Nikahtan sonra Ruhi, bizimle beraber gelen astsubaydan rica etti. Cezaevine yürüyerek döndük. Yolda, Ruhi bir kitapçı dükkanına girdi ve bana evlilik hediyesi olarak Goya’nın bir albümünü aldı. Orada imzalayarak bana verdi.

El kapıları

El Kapıları, Ruhi Su’nun  Sümeyra Çakır ile birlikte 1977 yılında çıkardığı ezgiye ismini veren müzik albümünün adıdır. Yorum’un çıkardığı bu albümde de yeniden can verdiği ezgide Efkan Şeşen;  el kapılarının kölelik kapıları olduğunu anlatan ve devrim sesleriyle doğan günde el kapılarından kurtulan yiğidin türküsünü öyle içten öyle samimi okuyor ki, inancımız yeniden bileyleniyor..

Hasan Dağı

Bu türküyü Ruhi Su “tabutluk” diye bilinen hücrede iken hazırlamıştır. Ruhi Su’yu İstanbul’dan Adana’ya otobüsle götürürlerken, ikişer kişiyi bileklerinden birbirleriyle zincire vurmuşlardı. Tuvalete bile birlikte gitmek zorundaydılar.

“Hasan Dağı, Hasan Dağı

Eğil eğil bir bak,

Sıkıyor zincir bileği

Jandarmada din iman yok “

türküsü, bu yolculuğun bir ağıtıdır. İnsan olmanın suçunu heybetli Hasan Dağı’yla paylaşmıştır..

Bileklere vurulan zinciri türküler kırmıştır. Gülmeyen yüzlerin tek tesellisi idi türküler. Dağları ovaları yolları kendimize şahit yaptığımız zamanlar. İşte bu zamanlardan bu zamanlara. Ruhi su’nun sesi şimdi baharda Hasan Dağı’nda eriyen kar sularıyla derelere karışırken zincirlenemeyen türküleri ise gönüllere karışıyor, Yorum’un sesinden yarınlara uzanıyor.

Almanya Acı Vatan

Kemençe ile can verilen bu acı türkü ne kadar da neşeli gibi görünse de adı gibi acıdır.

Almanya. Gidenin gelmediği, gelenin eskisi gibi olmadığı… Arkasında gözü yaşlı gelinler bıraktıran. Babasını görmeden büyüyen çocuklar. Avrupa ve Türk kültürü arasında kalan, dil bilmeyen son hücresine kadar sömürülen yoksul işçi… İlk zamanlar gönderilen paranın meblağının giderek düşmesi… Cevap gelmeyen mektuplar… Eski solmuş bir resim… Avrupa’dan gönderilen afilli oyuncak… Geçip giden ve gelmeyen zaman… Acı anılar…Yıkılan yuvalar…

Zahit bizi tan eyleme

…sayılmayız parmak ile
…tükenmeyiz kırmak ile

Bir arınma hali, insanoğlunun iç dünyasına  yaptığı yolculuk, varlık ile hiçlik arasında insan-i kamilin yolu… “Zahit bizi tan eyleme” bir Bektaşi nefesidir.

Ruhi Su’nun yorumladığı nefesi yeniden şahlandıran Grup Yorum kendi bendini aşıp Anadolu halklarına ulaşmıştır artık…

Drama Köprüsü

Drama Köprüsü günümüzde Yunanistan’ın Doğu Makedonya bölgesinde bulunan, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Rumeli’nin en büyük merkezleri arasında yer alan Drama yakınlarında yer alan tarihî yapıdır. Su kemeri olarak da adlandırılır. O yüzden dardır ve altından akan su da  sularından bir tas içilmeyecek kadar soğuk…

Debreli Hasan, Drama’da yetişmiş. Selanik vilayetine bağlı kayılar kazası, Debre köyünde doğmuştur. Uzun askerlik yılları içerisinde haksızlığa dayanamayarak kendisine hakaret eden komutanını vurur ve dağlara kaçar, eşkiya olur. Debreli namıyla mübadele öncesi dönemde Drama-Serez-Sarisaban bölgelerinde faaliyet göstermiş bir halk kahramanı olur.

“At martini debreli hasan dağlar inlesin” sözlerinde de geçtiği gibi sesini Drama mahpusunda yatan dostlarına dinlettiği veya Hekimoğlu isimli eşkıyanın kendi nesli için aynalısını yaptırdığı tüfeğin hakiki adı “Peabody-Martini-Henry” aslında. Biz “martin” deyip işin içinden sıyrılıvermişiz.

Drama Köprüsü’nü, o devrin haksızlıkla para kazanan halkı ezen zenginlerinden aldığı haraçla yaptırmıştır. Debreli Hasan’ın yaşadığı, dönem kesinlikle bilinmemekle beraber Çakırcalı Efe ile çağdaş olduğu görüşleri, hatta atıştıklarına dair hikayeler onun 1870-1920 yılları arasında Makedonya dağlarında egemen olduğunu göstermektedir. Bu konuda halk arasında söylenen menkıbeye göre; Selanikli Yahudi bir tüccar ticaret için İzmir’e gidecektir.”Eğer bu civar dağlarda hükümran olan Debreli’den geçsen, Ege dağlarında Cakircali’dan geçemezsin. “denir, kendisine. Nitekim de öyle olur.

Debreli’nin çetesinde pek çok kişi yoktur. Bilinen Kara Kedi namıyla bir tek kızanı olduğudur. Halka onu sevdiren eşkıya kişiliğinin en üstün tarafı ise fakirlere yardım etmesi, bilhassa birbirini seven yoksul gençleri evlendirmesidir. Bu konuda şöyle bir menkıbe de vardır. “Evlenmek niyetinde olan dağlı bir genç, tek danasını almış, İskece pazarına inmektedir. Yolu, Debreli Hasan tarafından kesilir. Delikanlının evlenmek için parası olmadığını anlayanca Debreli, kendisine düğün için yetecek parayı verir ve ayrıca danasını satmamasını salık verip uğurlar.”

Makedon dağlarının Debreli’si sonunda padişah affına uğrar veya söylentiye göre mübadelede güvenlik güçlerinin elinden kaçmayı başarır ve Türkiye’ye göç eder.

Onbeşlere Ağıt

Halk arasında Karadeniz Ağıdı olarak bilinir. Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphive arkadaşlarının Karadeniz’de öldürüldüğünde bu olaydan etkilenen Ruhi Su’da Mustafa Suphi ve arkadaşları için bu ağıdı yazıyor. Giresun’lu Mustafa Suphi, savaş nedeniyle çarlık tarafından tutuklanıp ve Rus zindanlarında yatmıştır. Burda siyasi tutuklularla sosyalizm düşünü paylaşıp ülkesine döndüğünde sosyalizm rejimi için TKP’yi kurmuştur.Yahya kaptan denilen kişi ve arkadaşları tarafından Karadeniz sularında öldürülmüştür.

Hayali gönlümüzde hala yadigardır…

Ezgi Dilan Balcı’nın sesi bizi taa Mustafa Suphi’nin takasına kadar götürüyor, bir el atsak kurtaracağız sanki… Yetişmiyor elimiz… Bir yanımız çalkalanıyor deryada… Hırçın karadeniz geçit vermiyor yoldaşlarımızı almaya…

Nazım’ın 1925 yılında yazdığı kalbim adlı şiirde Mustafa Suphi ve yoldaşlarını şöyle anacaktır;

“göğsümde 15 yara var!.

saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..

kalbim yine çarpıyor,

kalbim yine çarpacak!!!

göğsümde 15 yara var!

sarıldı 15 yarama

kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!

karadeniz boğmak istiyor beni,

boğmak istiyor beni,

kanlı karanlık sular!!!

saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.

kalbim yine çarpıyor,

kalbim yine çarpacak!…

göğsümde 15 yara var!.

deldiler göğsümü 15 yerinden,

sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!

kalbim yine çarpıyor,

kalbim yine çarpacak!!!

yandı 15 yaramdan 15 alev,

kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..

kalbim kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,

çarpacak..”

Ayrıca Pir Sultan Abdal’ın “Uyur idik uyardılar” ile “Gelin canlar bir olalım” deyişlerinin sözleri yankılanırken belleğimizde, sesleri bir deli yel olup esiyor dolanıyor turna avazı gibi başımızda… Ses veriyorlar sesimize…

Gene Ruhi Su’nun “Annem beni yetiştirdi” marşıyla , mertlerin dayandığı kapıdan kaçan namertleri, gümbürdeyen meydanları ele alan “Mert dayanır namert kaçar” türküsünü de coşkulu şekilde yorumlayan grup Köroğlu’nu da unutmamış.

“Dinleyin arkadaşlar” diye haykırarak;  birinin yediği birinin baktığı kıyametin de bakandan koptuğu değil de herkesin doyduğu bir yer hayal edilerek yeniden seslendiriliyor.

Ve son söz…

Ruhi Su’nun sesiyle başlayan yine albüm Ruhi Su’nun sesiyle bitiyor..

Dedi, Köroğlu hikayesi burada bitti. İşte böylece, Şaman dualarından Dedem Korkut’a, Dedem Korkut’tan Köroğlu’na, Yunus Emre’ye, Pir Sultan Abdal’a, Karacaoğlan’a,Dadaloğlu’na, ondan ona ondan ona, ondan da çağımızın büyük ozanlarına sürüp geldi bu güzel dil. Hep doğru gördü, doğru söyledi bu telli Kur’an. Onlar yalnız bize bu dünyayı sevdirmekle kalmadılar, daha mutlu ve daha adil bir dünyanın geleceğini de söylediler.Belki o dünyayı görmediler ama, görmüşçesine söylediler.

 

 

Tüm Hakları Saklıdır. | All Rights Reserved | Copyright © 2014